Ana Sayfa Gündem Siyaset Ekonomi Asayiş Eğitim-Bilim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Yerel Haberler Teknoloji Kim Kimdir?
PFDK’dan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Kocaelispor’a Para Cezası
PFDK’dan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Kocaelispor’a Para Cezası
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya, Arjantin ve Katar Büyükelçilerini Kabul Etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya, Arjantin ve Katar Büyükelçilerini Kabul Etti
Bakan Tunç: Çözüm Yeni ve Sivil Anayasa
Bakan Tunç: Çözüm Yeni ve Sivil Anayasa
Aralık 2025 Sanayi Üretimi Verileri Açıklandı
Aralık 2025 Sanayi Üretimi Verileri Açıklandı
İnşaat Maliyet Endeksinde Yıllık Artış Yüzde 24’ü Aştı
İnşaat Maliyet Endeksinde Yıllık Artış Yüzde 24’ü Aştı

Talat Paşa Aydemir

MERKEZ OLMANIN BEDELİ: ANKARA’DA DEVLET AHLAKININ SINIRLARI
18 Şubat 2025 Salı

Merkez olmak, yalnızca karar alma yetkisini elinde tutmak değildir. Merkez olmak, aynı zamanda bedel ödemeyi kabul etmektir. Ankara’nın Türk tarihindeki rolü, bu bedeli taşıyabilme kapasitesiyle yakından ilgilidir. Bu şehir, tarih boyunca kendisine yönelen beklentilerin altında ezilmemiş; fakat bu beklentilerden de kaçmamıştır. Ankara’nın “ağır” havası, çoğu zaman bir soğukluk olarak algılanır. Oysa bu ağırlık, merkez olmanın doğal sonucudur.

Devletin merkezinde bulunmak, her zaman rahatlık getirmez. Aksine, merkezde bulunan şehirler daha fazla baskı, daha fazla eleştiri ve daha fazla sorumluluk taşır. Ankara, bu sorumluluğu tarih boyunca farklı biçimlerde deneyimlemiştir. Ankara Savaşı sonrasında yaşanan fetret, Millî Mücadele yıllarındaki yoksunluklar, Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki sert dönüşümler… Bu süreçlerin tamamı, Ankara’nın taşıma kapasitesini zorlamıştır. Ancak bu zorlama, şehri dağıtmamış; daha da yoğunlaştırmıştır.

Ankara’nın devlet ahlâkını taşıma kapasitesi, tam da bu yoğunlaşmadan beslenir. Burada siyaset, çoğu zaman popüler olmaktan ziyade zorunlu olmuştur. Kararlar, alkış toplamak için değil; devletin devamını sağlamak için alınmıştır. Bu tavır, Ankara’yı cazip bir şehir olmaktan çok, güvenilir bir merkez hâline getirmiştir. Güvenilirlik, merkez olmanın en pahalı ama en vazgeçilmez niteliğidir.

Bu güvenilirliğin sınandığı anlar da olmuştur. Ankara, her dönemde kusursuz kararlar üretmemiştir. Yanlışlar yapılmış, sertlikler yaşanmış, toplumsal gerilimler artmıştır. Ancak bu gerilimler, devletin tamamen raydan çıkmasına yol açmamıştır. Bunun nedeni, Ankara’da siyasetin tamamen keyfî bir alana dönüşmemesidir. Kurumlar, gelenekler ve tarihî hafıza, bu keyfîliği sınırlayan unsurlar olarak varlığını sürdürmüştür.

Ankara’nın bu sınırlayıcı rolü, zaman zaman eleştirilmiştir. “Merkezîyetçilik”, “bürokratik donukluk”, “mesafelilik” gibi nitelemeler, bu eleştirilerin başlıcalarıdır. Ancak bu eleştiriler, merkez olmanın doğasını tam olarak kavrayamayan bakışlardan da beslenir. Merkez, duyguların serbestçe dolaştığı bir alan değildir. Merkez, dengeyi koruma zorunluluğunun ağır bastığı bir alandır. Ankara, bu zorunluluğu tarih boyunca omuzlamıştır.

Bu noktada Ankara’nın manevî mirasının önemi yeniden ortaya çıkar. Manevî süreklilik, burada romantik bir geçmiş özlemi olarak değil; ölçü koyma yeteneği olarak varlığını sürdürmüştür. Devletin sertleştiği anlarda bu ölçü, sertliğin mutlaklaşmasını engellemiş; gevşediği anlarda ise dağılmayı sınırlamıştır. Ankara’nın merkez olma başarısı, bu iki uç arasında denge kurabilmesinden kaynaklanır.

Merkez olmanın bedeli, aynı zamanda yalnızlıktır. Ankara, tarih boyunca çoğu zaman yalnız kalmıştır. Ne uçların coşkusunu yaşamış ne de payitahtların ihtişamını paylaşmıştır. Bu yalnızlık, Ankara’yı kırılgan değil; içine kapalı ama dayanıklı kılmıştır. Dayanıklılık, merkezlerin uzun ömürlü olmasını sağlayan temel unsurdur.

Bu bağlamda Ankara’nın başkentliği, bir imtiyaz olarak değil; bir yükümlülük olarak okunmalıdır. Başkent, her zaman sevilmez; ama her zaman ihtiyaç duyulur. Ankara, bu ihtiyacın tarih boyunca karşılanabildiği bir merkez olmuştur. Devletin kendini yeniden tartması gerektiğinde, gözler hep bu şehre çevrilmiştir.

Ankara’nın Türk tarihindeki yeri, işte bu nedenle tartışmasızdır. Bu şehir, devletin yalnızca yükseldiği değil; kendini sınırlamayı öğrendiği yerdir. Sınırlama, zayıflık değil; bilgeliktir. Ankara, bu bilgeliği kolay kazanmış değildir. Yüzyıllar süren imtihanların sonucunda bu noktaya gelmiştir.

Burada Ankara’nın “sessizliği” yeniden anlam kazanır. Bu sessizlik, boşluk değil; yoğunluk barındırır. Kararların yüksek sesle değil, ağır ağır alındığı bir merkez… Bu merkez, Türk devlet geleneğinin belki de en zor ama en gerekli yüzünü temsil eder.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Dağıstan Türkmen
Dağıstan Türkmen
Orta Asya açılımında stratejik bir eşik
İzzet Sevimli
İzzet Sevimli
Tarımda bugün konuşmamız gereken mesele
Talat Paşa Aydemir
Talat Paşa Aydemir
BAŞKENTLİĞİN NİHAİ GEREKÇESİ: KARAR AHLAKININ GELECEĞİ
Erkan Zorlu
Erkan Zorlu
Sessiz izleme çağında istihbarat
Oylum Demiray
Oylum Demiray
Geçiş süreci nasıl olacak?
Ali Kemal Koçak
Ali Kemal Koçak
Eşit yurttaşlık safsatası neyin hesabı
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ANKET
Türkiye'nin aktif dış politikasını nasıl buluyorsunuz?

Doğru Buluyorum
Yanlış Buluyorum
Fikrim Yok

Sonuçları göster Anket arşivi
ARŞİV
Ana Sayfa Gündem Siyaset Ekonomi Asayiş Eğitim-Bilim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Yerel Haberler Teknoloji
KünyeKünye FacebookFacebook TwitterTwitter Günün HaberleriGünün Haberleri