Ana Sayfa Gündem Siyaset Ekonomi Asayiş Eğitim-Bilim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Dünya Haber Yorum Spor Yerel Haberler Teknoloji Kim Kimdir?
Beşiktaş’ın Yeni Teknik Direktörü Sergen Yalçın
Beşiktaş’ın Yeni Teknik Direktörü Sergen Yalçın
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Ağustos’ta Anıtkabir’i Ziyaret Etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Ağustos’ta Anıtkabir’i Ziyaret Etti
Emine Erdoğan, 30 Ağustos’un 103. Yılını Kutladı
Emine Erdoğan, 30 Ağustos’un 103. Yılını Kutladı
Kültür Bakanı Ersoy’dan 30 Ağustos’a Özel Atatürk Paylaşımı
Kültür Bakanı Ersoy’dan 30 Ağustos’a Özel Atatürk Paylaşımı
Erdoğan: 30 Ağustos, Milletimizin Yeniden Dirilişinin Tescilidir
Erdoğan: 30 Ağustos, Milletimizin Yeniden Dirilişinin Tescilidir

Oylum Demiray

30 Ağustos çağrışımları yahut, “Zihnin Kefensiz Neferleri”
31 Ağustos 2025 Pazar

Delikanlı ayağa kalktı, sesi titriyordu:

“Dedemin mezar taşını okuyamıyoruz!”

Sordum: “Nerelisin?”

“Yozgat’ın köyündenim,” dedi.

“Dedene mezar taşı dikilmiş mi?”

“Yok,” dedi.

...

İşte mesele burada başlar. Taşsız mezarlar, isimsiz kahramanlar… Çünkü dedene bir mezar taşı dikmek Osmanlı’da kimsenin aklına gelmezdi. O hat sanatıyla bezenmiş taşlar, ancak saray çevresi, devşirme paşalar ve mollalar içindi. Anadolu köylüsünün ne adı vardı ne de adresi. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın dediği gibi:

“Anadolu köylüsünün çoğunun bırakın mezar taşı, mezar yeri dahi bilinmezdi.”

İnsan, mezar taşını okuyamadığı dedesi için ayağa kalkıyor. Ne büyük bir trajedidir bu! Ama dram, mezar taşını okuyamamakta değil; dedesine bir taş bile çok görülen bir medeniyetin mirasçısı olduğunu bilmemektedir o delikanlı. Mezar taşı yoktu, çünkü mezarı yoktu. Çünkü kefeni yoktu. Çünkü geri dönmeyeceği cephelerde kurban edilmişti. O bir Anadolu köylüsüydü; imparatorluk onun sırtında taşınmış, lakin o sırtı kimse hatırlamamıştı.

UNUTULMUŞ OLANIN ŞAHSİYETİ

Osmanlı’da taş, yalnızca saraya dikilirdi; mezar taşı mermere değil, hafızaya oyulurdu. Dedemizin adı taşta yazılı değilse bu bir ihmal değil, bir zihniyet meselesidir. Saraylı mollalar ve devşirme paşaların kibrinde Anadolu’nun adı yoktur. Bu coğrafyanın mazlumu, Yemen çöllerinde can verir, adı ne rüzgârda kalır ne de dua eden bir evlâtta. İşte Halil İnalcık’tır bu hakikati en gür sesle dile getiren: “Anadolu köylüsünün çoğunun bırakın mezar taşı, mezar yeri dahi bilinmezdi.”

SARIKLI KÂFİR DİYENLERİN COĞRAFYASINDA…

Osmanlı, 1538 yılında Yemen’de kale zapt etti. Fakat Yemen’deki yerel Zeydi aşiretleri, Osmanlı askerine “sarıkla gelen kâfir” diyordu. Kabul görmedi. İmparatorluk Yemen’i hiç anlayamadı, ama ondan hiç vazgeçmedi. 1900 tarihli bir Osmanlı dergisi, Yemen’de her yıl en az 4.000 Osmanlı askerinin hayatını kaybettiğini yazıyordu. Yani 50 yılda 200 bin can… Ölümün mezarsız, tarihin sessiz kaldığı bir coğrafya.

YİĞİT KALMADI!

Yemen türküleri ağıttan öteye geçmez. Hicaz’da on yıl bekletilen asker, genciken yaşlanmış, eşini yitirmiş, kendisini unutmuştur. “Hiç mi insafın yok Sultan Aziz,” derken ağıtçının sesi değil, milletin vicdanı konuşmaktadır. Türkü değil, tarih söylüyor burada: “Soyha Yemen yiğit koymadı bizde!”

CUMHURİYET: İNSANDAN YANA BİR DEVRİM

Türk dedesini insandan saymayan bir devlet geleneğinden, dedesinin ismini defterlere kazıyan bir Cumhuriyet’e geçtik. Tanzimat Aydınları bile bu sultanın suskunluğunu sorgulamış, halkı cahil bırakan alfabenin yerine yenisini istemişti. Daha 1850’lerden itibaren Osmanlıca’nın halka yabancı oluşu konuşuluyordu. 1908’de Arnavutlar alfabeyi değiştirince II. Abdülhamid bundan dolayı çok üzülmüş, değişimi durdurmak için Şeyhülislam’dan izin istemişti. Lakin mollalar karşı çıkmıştı. Ama ne zaman halk konuştu, o zaman Cumhuriyet doğdu. İşte o doğuş, bir inkılap değil, bir şahlanıştı. Cumhuriyet, Türk’ün Rönesansıdır.

VAHDETTİN’İN KAÇIŞI: CÜSSE VAR, CİĞER YOK

1 Kasım 1922. Saltanat kaldırıldı. Ali Kemal’in linç edildiğini duyan Vahdettin, tıpkı bir kâğıttan kalenin yıkılması gibi kaçtı İngiliz zırhlısıyla. “Can güvenliğim yok,” dedi. Milletin canı yoktu, ama padişahın güvenliği vardı! İşte zihniyet farkı.

LOZAN VE BİR MÜHÜRSÜZ ZAFER

24 Temmuz 1923’te Lozan imzalandı. Düşman devletler Türkiye’yi tanımak zorunda kaldı. Artık kimse “Siz yoksunuz” diyemiyordu. Cumhuriyetin yolu açılmıştı. Ve 29 Ekim 1923’te, milletin iradesi devlet olmuştu. Atatürk, 30 Ekim’de İsmet Paşa’ya bir mektup yazdı. Bu mektup yalnızca bir atama yazısı değildi; enkazın içinden medeniyet çıkarma manifestosuydu.

ENKAZIN İÇİNDEKİ DEVLET

“Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı.” Bu cümle bir yakınma değil, bir yemin gibidir. Karayolu yok, demiryolu yabancıların, limanlar mahzun, köylü topraksız, halk ezik, hasta, suskun. Doğu’da ağalık, batıda sefalet. Elektrik yalnızca birkaç semtte. Sağlık memuru, ebe, doktor toplamı bir ilçeye yetmeyecek kadar az. 1923’te doktor sayısı sadece 337, sağlık memuru 434, ebe 136 kişiydi. Türkiye’de 3 milyon kişi trahomluydu, sıtma, verem, frengi gibi hastalıklar salgın halindeydi. Bebek ölüm oranı %60’ı geçmişti.

YARIM BİR MİLLET, TAM BİR HAKİKAT

Nüfusun %80’i kırsalda yaşıyordu, büyük kısmı göçebe. Telefon yok, makine yok, sanayi yok. Elektrik yalnızca İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde vardı. Ülke genelinde 830 köy, 114.408 bina işgalci ordular tarafından yakılmıştı. Atatürk’ün deyimiyle: “Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor.”

İKİ YILDA FABRİKA, ON YILDA HAVACILIK

Ve Cumhuriyet ne yaptı?
# 1925: Kayseri Uçak Fabrikası kuruldu.
# 1930’lar: Yolcu uçağı seferleri başladı.
# Atatürk, bilet fiyatlarını tren fiyatına çekti.
# 1934: İran Şahı’na Türk yapımı uçak hediye edildi.
# 1951: Türkiye, kendi ürettiği uçakları ihraç eden bir ülke oldu.

TÜRK KADININA ZAMANIN ÖTESİ

1934: Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. Fransa 1946’da, İsviçre 1971’de verebildi. Fransız kadınları 1935’te bileklerine zincir takarak sokaklara dökülüyordu. Ama Türk kadını, zinciri kırmakla kalmadı; sandığı da açtı.

“85 YIL GERİ GİDELİM, 85 YIL İLERİ GİDERİZ”

Haydarpaşa Garı, 1936. Tren değil, fikirler kalkıyor oradan. Cumhuriyet bir tren gibi rayına oturmuş, her durakta bir vicdan, bir bilim, bir hakikat bırakıyor. Atatürk’ün dediği gibi: “Cumhuriyet fazilettir.” Türk milletinin karakterine en uygun rejimdir. Çünkü o millet, istiklâlini kendi kararlarıyla kazandı.

UNUTMAYIN! UÇAKLARDAN “MUSTAFA KEMAL ÖLDÜRÜLDÜ” DİYE HABER ATTILAR…

Ama ne oldu? Anadolu sustu mu? Hayır. Bu millet Toros Dağları’ndaki dumanla cevap verdi. Atatürk’ün dediği gibi: “Eğer orada bir tek yörük çadırı tütüyorsa, bu milleti hiçbir güç yenemez!”

OSMANLI ALFABESİ DİYE BİR ŞEY YOKTUR; ZİHNİYET VARDIR

Osmanlıca’nın kaldırılması meselesi, bir harf meselesi değil, bir zihniyet devrimidir. Prof. K. Mirşan’ın dediği gibi: “İlk alfabeyi icat eden Türklerdi.” O halde hangi alfabeyi kullandığımız değil, hangi zihniyetle kullandığımız mühimdir. Osmanlı döneminde Latin harfleriyle telgraf gönderiliyordu. Melling’e Latin harfli aşk mektubu yazan Hatice Sultan’ı görmezden gelip “Dedemin mezar taşını okuyamıyorum” diyenlere kara mizah değil, kara tarih yakışır.

MESELE ALFABE DEĞİL, AHLAKTIR

Almanlar da dil devrimi yaptı. Ama markalarını dünyaya taşıdılar. Biz, alfabe değil ahlak kaybettik. Harfler Marşı’nı dinleyin. Çocuklar için bestelenmişti. Yeni bir dili değil, yeni bir ülkeyi öğretmek içindi.

SON SÖZ: ATATÜRK YALNIZCA BİR KOMUTAN DEĞİLDİ

“Atatürk dünyaya sömürgeciliğin yenilebileceğini gösteren ilk insandır.” Sadece savaş meydanlarında değil, kültürde, sanatta, bilimde, üretimde… Her alanda Türk milletinin potansiyelini ortaya koydu. Cumhuriyetin inşası bir bina değil, bir bilinç işidir.

Zihnin kefensiz neferlerine selam olsun.
Mazlumun mezarsız hatırasına taş gibi duran bu Cumhuriyet, bir milletin kendine dönüşüdür.

 

Not: Bu yazıyı  X Platformundaki çok değerli (@Ailenizin_Palas)'ın aşağıdaki paylaşımlarından faydalanarak kaleme aldık.

https://x.com/ailenizin_palas/status/1961892598643089435?s=46

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Durak Avcıoğlu
Durak Avcıoğlu
Dünya hep kirliydi
Oylum Demiray
Oylum Demiray
30 Ağustos çağrışımları yahut, “Zihnin Kefensiz Neferleri”
Ali Kemal Koçak
Ali Kemal Koçak
İçimizdeki Düşman
Dağıstan Türkmen
Dağıstan Türkmen
Amerika’yı tıraş ediyoruz!
İzzet Sevimli
İzzet Sevimli
Abi burası Türkiye yaaa...
Erkan Zorlu
Erkan Zorlu
Dijital güvenlikte yeni döneme doğru
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ANKET
Türkiye'nin aktif dış politikasını nasıl buluyorsunuz?

Doğru Buluyorum
Yanlış Buluyorum
Fikrim Yok

Sonuçları göster Anket arşivi
ARŞİV
Ana Sayfa Gündem Siyaset Ekonomi Asayiş Eğitim-Bilim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Dünya Haber Yorum Spor
KünyeKünye FacebookFacebook TwitterTwitter Günün HaberleriGünün Haberleri